Papatya prenses oldum ben :)
Pazar gunu sevgili kuzencigim Öznurla beraber şöyle güzel ada havası almak için heybeli adaya gittik. Hazır baharın ilk güneşi ışıldamışken gökyüzünde, ada vapurundan martıların simit kapışını izlemek, yemyeşil sokaklarda, mis gibi deniz kokusunu içine çekmek ilaç gibi geldi ve bahara merhaba demiş olduk bizde böylece. Biliyorsunuzdur belki heybelide vapurdan iner inmez sol tarafta askeriye var. Ama sag tarafa dogru yururseniz adanın turistik kısmına ulaşabilyorsunuz. Biz ilk başta benim en sevdigim seromonilerden biri olan sahildeki kafelerde oturup çay içip çekirdek yiyerek tavla oynadık bir süre. İçim kıpır kıpırdı oyuna çok fazla konsantre olamadım bu nedenle oyunun skorundan hiç bahsetmiyorum :)) Benim heyecanım sonunda oznura da bulaştı ve ada sokaklarındaki turumuza başladık. Sag taraftan yukarı cıkıp; her nedense içeri girerken kişi başı 2 buçuk lira alınan piknik alanlarına dogru yürüdük. Piknik alanları tahmin edebileceginiz gibi oldukça kalabalıktı ben sizere eger piknik yapmayı dusunuyorsanız ya sabah cok erkenden gelmenizi ya da cumartesi gününü tercih etmenizi tavsiye ediyorum. Ben çok heveslendim ilk fırsatta arkadaşlarımı da toplayıp adaya piknige gitmeyi ve ip atlayıp yakartop oynayarak çocukluk günlerime dönmeyi planlıyorum :))
Biz tabi mangal olayına hiç girmedik Öznurla. Karnımızı muhteşem adalar ve deniz manzarası olan restoranda doyurduk Zaten orda da tüm nerdeyse tüm yemek çeşitleri ızgaralardan oluşuyor. Izgarasından degil de çoban salatasından bahsedeyim süperdi :) Karnımızı doyurup çaylarımız içtikten ve sırf öznurun hatrı olsun diye oynamaya başladığımız tavlayı yine benim yogun heyecanım ve yerinde duramayışım sonucu yarım bıraktıktan sonra hemen kendimizi
kırlara papatyaların arasına attık. Tabii her davranışımızın oldugu gibi bunun da ardında cok önemli bir amaç vardı :))
Şöyle ki; tüm ada turu boyunca ortalarda kezen bir sürü kızın başındaki papatyadan yapılmış taçları görmüş ve yapmasını bildigini söyleme gafletinde bulunan Öznurun başının etini yemiştim bana bir tane yapması konusunda :))
Tacımı yapmak için seçtigimiz mekan aslında bizim için çok tehlikeliydi çünkü orda bizimle bebaber papatya toplamaya çalışan, 3-4 yaşlarında büyümüşte küçülmüş İsminin Ayşegül olduğunu öğrendiğimiz bir hanımefendi vardı. Her ne kadar kendisi lay lalalalaaaay şeklinde Heidi misali sesler çıkararak papatya toplarken çok sevimli görünüyor olsa da, benim tacım bittiğinde annesi henüz onunkini tamamlayamadıgından dolayı, benim saçımla beraber tacımı çekmeye kalkıştı :) Ama ben savaşarak geri kazandım prensesliğimi :P
Tacımızla bol bol fotograf cektirip adalar vapuruna koşa koşa yetiştik, ve Kınalıadada benim dondurmalarına bayıldıgım Ömer Ustada birer külah dondurma yiyerek evimize geri döndük.
Sanırım temiz hava çarpmış olmalı ki 22:00 de uyuyakalmışım :)