|
ANARŞİ
Hepimiz bazen, dönem dönem, dönüp arkamıza bile bakmadan gitmek istiyoruz uzaklara. Aylarca kimseyle görüşmemek, kimseyle konuşmamak, çalışmamak, tv izlemeyip gazete bile okumamak.. Ama ben, bu kadar çok istediğim şeyin aslında ne kadar uzagında oldugumu farkedince ürperiyorum. Oysa kulaga ne kolay geliyor. Alt tarafı kendine ayıracagın biraz zaman… Oysa geride bıraktıklarımıza ne olacak? Aklımız hep onlardan en az birinde kalacak.. İnsanları sevmeyi bile yanlış anladık sanırım biz… Sevdiklerimize bencilce tutkularla bağlanıp hep yanımızda istedik. Öyle bir bencilllikti ki bu; kendi özgürlügümüzü bile feda ettik onlarla olabilmek için…
Aslında hep, bile bile kalabalıklaştırıyoruz hayatımızı. Bile bile kendimize düşünmek için zaman bırakmıyoruz hiç. Zamanımız olduğunda; düşündüğümüzde; kendimizi dinlediğimizde; aslında istediğimiz, hayalini kurdugumuz hayattan nasıl da uzaklaşmış oldugumuzu görecegiz diye belki... Kurallarını bile başkalarının koydugu bir dunyada (tiyatroda), baskalarının bizim için hazırladıgı bir düzende (sahnede), bir baskasının bizim için uygun gördüğü hayatı (senaryoyu) oynuyor, yaşıyor oldugumuzu farkedecegimizden korkuyoruz belki… Tıpkı bir oyuncu gibi… Kendimiz olmaktan çok, rol yapmayı sevmeye baslıyor, rolumuze alışıyor, benimsiyoruz…
Özgürlüğümüzü kendimiz veriyoruz ellerine, inşasını üstüste ördüğümüz hayatın ellerine. Bazı katlar sapasağlam oluyor, bazıları yıkık dökük. Her kat bizi bir diğerine, bir üsttekine götürüyor.. Yapımını tamamladıgımız her katın ardından bir yenisini inşaya baslıyoruz vakit kaybetmeden, durup dinlenmeden.. Hayat kısa çünkü vakit kaybetmek istemiyoruz. Arada bir arkamıza bakıp ‘Vay be bunu ben yaptım’ diyor, mutlu oluyoruz…Ardımızda bıraktıklarımız: biraz mutluluk, bazı bazı heyecan, hep gelecek kaygısı, biraz da hüzün.. (E o kadarı da olacak tabi hüzünlerde ayrı tat bırakmıştır damagımızda ) Gelecek kaygısını bile seviyoruz; hayatımızın vazgeçilmezi olarak, alıp baş köşesine oturtuyoruz, hisler dünyamızın…
Kısacık anlık mutlulukların tadını sonuna kadar çıkartmaya calışıyoruz; bunu hayat felsemiz haline getiriyoruz. Çünkü uzunlarını yaşamak öyle zorki bu oyunda...
Söyleyeceklerimiz ,söylemek istediklerimiz çoğu zaman içimizdeki parmaklıklarda hapis kalıyor yanlış anlaşılma kaygısıyla…
İçimizdeki anarşistin ara sıra dışarı çıkmasına izin vermek, istediğimiz hayatı yaşayıp, istediğimiz cümleleri kurmak, istediğimizde gülümseyip, istediğimizde özgürce aglamak çok uzak olmamalı aslında.. Yaşam sahnesinde oynanacak hazır senaryolardan birini kullanmak yerine, oturup kendimiz yazmaya vakit ayırırsak belki, anlık mutlulukların süresi de uzar tüm oyun boyunca…
|