Hep gidişini anımsatıyor bana,
Bir sokağın köşesini dönen
Gölgenin gözden kayboluşu…
Bedenimdeki bir ürpertiyle
Birlikte üşüdüğümüz,
Bir sabah ayazına gidiyorum,
Doğuşunu izlediğim her güneşte…
Seninle gitmiş olduğum her mekanda
Şimdi hep sen oturuyorsun
Yan masamda…
Her yolculuğa çıkışımda,
Sana el sallıyorum ben hala.
Sana veda ediyorum her gidişte.
Ve sana geliyorum dönüşlerde…
Yürürken ayağım takılıyor birden,
Ellerini arıyorum panikle…
Senin sesini duyuyorum ben,
İçinde isminin harfleri geçen
Her kelimede…
Bazen salıncak sırası bekleyen
Küçük bir çocuk olup çıkıyorsun karşıma,
Bazen de vapurda
Martılara simit atan bir yolcu…
Dilimde yarım kalan her şarkı,
Sevdamızı anımsatıyor.
Ve her hatırlayışta,
Denizimde alabora tüm gemiler,
İçlerinde umutlarım boğuluyor…
Deniz
Biz seninle
Durgun bir denize atılan
Küçük bir çakıl taşının hikayesini
Bir sevdaya taşıdık
Tıpkı taş dibe batarken bile
Su yüzeyinde yarattığı dalgaların
Halkalar halinde büyüyüp yayılışı gibi
Sen denizin dibindeyken
Çalkalanıyor ruhum hala…
Yalnızlığım
Öyle değersiz ki;
Bin yıllık bile olsa,
Antika sayılmıyor
Zavallı yalnızlığım.
Sokaktan geçen bir eskiciye
Sattım bende geçenlerde,
3-5 kuruş ekleyip üstüne
Yenisini alacağım…
Anlam
Benim hayatımın anlamı
Senin
Gözlerime bakarak
Söylediğin şarkıdaydı…
Şimdi sen sustun ya
Hayatım
Anlamsızlaştı…
Zavallı Martılar
Masmavi bir çarşafın üzerine
Dökülmüş pamuk yığınları gibi,
Dururdu bulutlar gökyüzünde.
Güneşte çarşafın üstünde,
Kocaman kıpkızıl bir top.
Bulutların arasına karışıp,
Oynayasım gelirdi her seferinde .
Süzülürken göklerde martılar,
Hep bir ağızdan
Mırıldanırlardı,
Ortak bir şarkının,
Tek düze notalarını.
Kıyıdan simit atılınca bir parça,
Hızlanırdı notaları;
Kahkahalarla uçuşurlardı..
Fark etmedim,
Toplayıp eşyalarını giderken,
Valizine
Masmavi çarşafımı da
Katlayıp koymuşsun.
Hani bana kızdın kararttın ortalığı,
Peki ya
Martıların ne suçu vardı?
Kamyon
Bir kamyona yükleyip,
Bütün eşyaları;
Çocukluğumu da taşıyorum sanmıştım,
En neşeli kahkahalarımı attığım,
Çocukluğumun geçtiği
Küçük mahallemizden taşınırken.
Meğer öyle büyükmüş ki;
Sığdıramamışlar çocukluğumu,
Kırmızı kamyonun kasasına..
Küçücük eski evimizden çıkıp ta,
3 odalı hem de kocaman,
Yeni evimize giderken,
Ön koltukta annemin kucağında;
Nerden bilirdim ki,
Evimiz gibi,
Benimde büyüyüp
Koca kız olacağımı
Kamyondan inince
Yolun sonunda…
Sızı
Söyleyecek binlerce söz
Anlatacak bir sürü hikayem varken sana;
Nasılda acıtıyor canımı
Sessiz kalmak…
Seni düşündüğümde
İnceden bir sızı değil
Yine eskisi gibi
Tatlı bir sıcaklık olsun istiyorum
Sol tarafımda…
Rüya
Özlemek güzel bir duygu olsaydı
Yokluğunda baştan inşa ettiğim
Koca dünyam
Temeli sağlam olmadığı için
Depremle yıkılan bir bina gibi
Yıkılır mıydı
Bir gece rüyamda
Görür görmez seni?
Maske
Sakın dönme
Kapattım tüm kapılarımı
Üşürsün dışarıda
Sen kendi sahnende
O hep gülümseyen
Palyaço maskeni takın
Bırak yine
Yüzündeki maske için
Seni alkışlayan insanlar kalsın yanında
Ve sahte mutluluklar
Hüküm sürsün oyununda
Sakın dönme
Ben hiç ezberleyemedim
Yine ezberleyemem
Yazdığın replikleri
Verdiğin rolü oynayamam
Zaten ben yüzümde maske varken
Nefes bile alamam ki…
Hava
Aynı odanın havasını
Soluyamayacagım seninle
Bir daha asla
Biliyorum...
Ama hiç degilse
Aynı şehrin
Aynı bozuk havasını soluyorum
İçim ısınıyor...
Şemsiye
Dışarısı sırılsıklam
Şemsiyesi siyahmış herkesin
Sanki yeterince karartmıyor
Bulutlar etrafı
Koşuşturan bir sürü
Siyah noktaya dönüşmüş
Şehrimin insanları…
Hepsinin acelesi var
Zamanla yarışıyor ya onlar;
Farkında değil hiçbiri
Şemsiyenin altına gizlenirken
Hayatı kaçırıyorlar
Onun dışındaki…
Bu şehre yağmur yağınca
Zengini fakiri
Sarışını esmeri
Herkes kara bir noktaya dönüşür
Karınca misali…
Nerden bilecekler ki
Böylesine korkarken
Yağmurdan
Nasıl da güzeldir
Tenine damlalar düşerken
İzlemek
Bu şehrin
Islanmış sokaklarını…
Hiçbirşey
sen artık
hiçbirşeyimsin
geçmişimdin
geçtin gittin
her şeyimdin
her şeyimsizim
sen artık
hiçbirşeyimsin
sevdayı eritip sıvı hale getiren
ve akıp gitmesini seyreden
ben hala
senden akan sıvı sevdayla
sırılsıklam…
nehrinin aktığı
masmavi deniz benim
şimdi sevda deniziyim…
sense artık kupkuru
bir kaya kadar sert
uzak
hiçbirşey.
ben şimdi
hiçbirşeyimsizim…
Sesin
Sıradan bir bahar akşamı
Deniz kıyısında
Dalgaların kıyıya vuruşunu dinlerken
Sesini anımsıyorum
Su gibi berrak sesini…
Giderayak
Sözlerinin kalbimi
Tıpkı dalgaların kıyıya vuruşu gibi
Dövüşünü
Ve benden bir sürü şeyi
Çekip götürüşünü…
Körebe
seninle oynadığımız oyunda,
ebe ben oldum.
sense her uzanışımda
yetişemediğim,
özlediğim…
çünkü
buğulu her yanım,
içim, dışım, sağım, solum..
önümü bile göremiyorum.
sis perdesi düşmüş gözlerimin önüne;
sesine doğru ilerliyorum.
sakın susma,
konuş benimle.
yönünü bulamaz,
önünü göremez,
kaybolur hatta.
ölür yaşayamaz sessizliğinde,
bu zavallı
körebe
Ben Giderken
ben giderken senden;
o çok sevdiğin
gülüşümü bıraktım sana.
ondan hep asık yüzüm,
ışığını yitirmiş,
solmuş,
umutsuz bakışlarım...
ben giderken senden;
gözyaşlarımı bıraktım sana.
ondan
içim deli gibi kanarken,
ağlayamamam gecelerce…
ben giderken senden;
yanıma yalnızlığımı aldım.
yoldaşım olsun diye.
gözlerini de aldım kendimle.
mutluluğumun sırrı
içlerinde gizli diye…
ben giderken;
sana sesimi bıraktım,
şarkılarımı.
ondan şimdi sessizliğim..
her gece bir şiir yazdım sana.
kalemimle sırdaş oldum,
kıstık sesimizi,
sustuk sensizliğe…
ve yüreğimin derinliklerinden gelen
çığlıklar yankılanırken kulaklarımda;
ben sensizliğimi de sevdim.
mazoşist bir tutkunun
umutsuz bir yüreğin esiri olmasına
izin vererek…
bana geri dön demek için çok geç
biliyorum.
beni yine sev,
yine gülümse bana,
yine şarkılar fısılda kulağıma…
ellerini sıkıca tutmak için,
çok yaşlı artık
titrek parmaklarım...
bakışların değdiğinde gözlerime,
nasılda titrerdi bedenim
ellerine nasıl dayanırım?
Ben giderken senden;
En çok,
Sıcaklığımı bıraktım sana,
Nasılda soğuk şimdi kalbim…
Ben giderken;
Gerçek sevdayı bırakmışım kucağına.
Ondan bırakamamam
Kendimi başka sevdalara….
Ben giderken sadece;
Umudu aldım yanıma...